Laboratuvardan Sosyal Medyaya, Benzersiz Satış Teklifi [Hafta Sonu Okuması]

Katıldığımız eğitimlerde, genellikle interaktif pazarlama, geleneksel pazarlama ve sosyal medya kullanımı gibi konulardan bahsederken, laboratuvar, imalat ve/veya Ar-Ge departmanında görevli olan katılımcıların “Bunların bizimle ne ilgisi var?” dediklerini duyar gibi oluyorum. Aslında, eskiden olsa çok da haksız sayılmazlardı; ama artık “eskiden” değil.

Dilerseniz konuyu biraz açalım. Elbette, imalattan bağımsız bir pazarlama, pazarlamadan uzak bir Ar-Ge düşünülemez. Gel gelelim, içinde bulunduğumuz bir dönüşüm süreci söz konusu. Teknolojinin sürekli gelişmesi, internetin daha da hızlı gelişimi ve bu gelişime bağlı olarak kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla beraber, bugün hayatın her alanında olduğu gibi, endüstride de bir “Dijital Dönüşüm” süreci söz konusu.

Bugün, Endüstri 4.0 olarak adlandırdığımız ve gün geçtikçe varlığı daha çok hissedilecek bir çağı yaşıyoruz. Endüstri 4.0, yani üretimde akıllı fabrikaların kullanımı. Biraz hafızamızı tazeleyelim; 4.0 versiyondan ne kastediliyor?

Endüstri 1.0: Üretimde ilk kez tezgahın (makinenin) kullanılması (1784)

Endüstri 2.0: İlk üretim hattı (1870)

Endüstri 3.0: İlk programlanabilir mantıksal denetleyici (1969)

Endüstri 4.0: Akıllı fabrikalar (Günümüz)

Baktığınızda, 1784 yılından bu yana zaten mevcut olan bir süreç söz konusu. Ancak son 10 yıl içindeki gelişmelere bakarsak, bu dönüşümün ciddi bir ivme kazandığını hissedilir düzeyde görüyoruz. Önümüzdeki 10 yıl içindeyse, tamamen bu dönüşümün merkezinde olacağız.

Dikkat ederseniz, bugün reklamdan pazarlamaya, satıştan müşteri hizmetlerine kadar neredeyse her marka/firma, bu dijital dönüşüme uyum sağlama çabası içerisinde. Dijital medyaya yapılan yatırımların her yıl artıyor olmasının nedeni de yine bu dönüşüm. Basite indirgersek, bahsettiğimiz çağın getirisi olan Endüstri 4.0, akıllı fabrikaları niteliyor; interneti kullanan makinalar, imalatta makineden makineye veri aktarımı, üretim kalitesini artırmak, hata payını düşürmek, mühendislik maliyetlerini en aza indirgemek v.s.

Haliyle bu yeni çağ, beraberinde “Yeni Medya”, “Yeni Pazarlama”, “Yeni Üretim”, “Yeni Hukuk” gibi kavramları da hayatımıza soktu. Yeni teknolojiler, yeni üretimi besledi, yeni alışkanlıklar, yeni pazarlama anlayışını oluşturdu; sosyal medya ve internet, hatırı sayılır bir değer kazandı; kazanmaya da devam edecek.

Hal böyleyken, işin “dijital” kulvarı da kendi içerisinde büyük bir rekabete gebe kaldı. Markaların internetteki çeşitli platformlarda, web sitelerinde ve sosyal medya kanallarında daima rekabete ortak kalmak; mümkünse bir adım ileri çıkabilmek için sürekli yenilik arayışında olması, kaçınılmaz bir sonuçtu.

İşte, tam da bu noktada, departmanlar arasındaki iletişimin daha önem kazandığı gerçeği ile karşılaşıyoruz.

Neden laboratuvar veya Ar-Ge çalışanlarına da sosyal medyayı anlatıyoruz?

Çünkü sosyal medya kanalları, marka ve tüketicinin “senli-benli” olabildiği mükemmel bir fırsat sunuyor bize. Geleneksel pazarlama yöntemlerinde, markayı ve marka mesajını tüketicilere anlatabilmek için milyonlar harcamak gerekirken, sosyal medya ile çok daha düşük maliyetlerle, tüketiciye doğrudan seslenebiliyoruz.

Tabii sadece bizler değil, rakip markalar da sosyal medyayı kullanıyor, tüketicilere sesleniyor ve rekabet ortamında farklılaşmak için türlü yollara başvuruyor. Rekabet ve farklılaşmak dediğimizde de, pazarlamanın en eski silahlarından biri geliyor aklımıza:

Benzersiz Satış Teklifi (Unique Selling Proposition)

Benzersiz Satış Teklifi kısaca, markanın pazardaki rekabette farklılaşmak ve ön plana çıkmak için kullandığı bir yöntem. Saldırgan satışın duayeni Rosser Reeves, benzersiz satış teklifini şöyle nitelendiriyor:

1.       Teklif, rakiplerin veremeyeceği bir şey olmalı. Benzersiz olmalı; ya markanın benzersizliği, ya da ilk defa o mesajın o şekilde dile getirilmiş olmasından kaynaklanan benzersizlik.

2.       Teklif o kadar cazip olmalı ki, kitleleri harekete geçirebilmeli; yeni müşteriler kazandırmalı.

Örneğin, Colgate yıllar önce “Dişlerinizi temizlerken, aynı zamanda nefesinizi tazeler” demişti, Bir diğer diş macunu ise, formülüne diş çürüğüne karşılı etkili bileşenler ekleyerek “Dişlerinizi temizlerken, çürümeye karşı etkin koruma sağlar” diyordu ve her iki marka da, benzersiz satış tekliflerini sunmuşlardı. Bu özelliklere sahip ilk markalar olmasalardı bile, ilk kez dile getirmiş olmaları sayesinde, benzersiz satış teklifi sunmuşlardı.

Laboratuvar ve Ar-Ge’nin sosyal medya iletişimi hakkında teorik bilgiye sahip olması ve pazarlama departmanı ile aynı masaya oturması da, bu sebepten dolayı önemli. Laboratuvardan çıkacak yeni bir formül, yeni bir üretim teknolojisi, sosyal medya pazarlamasında ve tüketici iletişiminde markayı/ürünü tahmin edemeyeceğiniz noktalara ulaştırabilir.

Yıllar önce Lucky Strike marka sigaranın rekabeti aşmasındaki en önemli rol, “toasted” sloganıydı. Üretim aşamasında tütünlerin kavrulduğunu vurgulayan marka, rakiplerinin de kavrulmuş tütün kullanıyor olmasına rağmen tüketiciyi yakalamayı başarmıştı. Çünkü, üretim aşamasındaki bir adımı ilk kez cazip gelecek şekilde dile getirmişti.

Bugün biz de, danışmanlık hizmeti verdiğimiz bir çok firma ile görüşürken, işin en başından; hammadde ve üretim aşamalarından, üretim sırasında kullanılan teknolojiden öğrenmeye başlıyoruz.

Toparlayacak olursak, bugün çok hissedilmese de, 10 yıl içerisinde yeni üretimden habersiz bir pazarlama departmanını ya da yeni medyadan habersiz bir hukuk departmanını barındıran her firma, bu dönüşüm sürecine ayak uyduramayacak ve bir noktada tarih sahnesinden silinecektir.

Mutlu bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile…

Sercan YILMAZ | İnteraktif Pazarlama Uzmanı

kozmetikpusula

Kozmetik pusula | Kozmetik Dünyasından Haberler

Henüz Yorum Yapılmadı

Bir yorum Bırak

Your email address will not be published.